Müzeler hayat kurtarıyor! Sanatla gelen şifa

5

Sanatın insan ruhu üzerindeki dönüştürücü etkisi, bilim dünyasında yeni bir çığır açtı.

Yapılan son araştırmalar, sanat eserleriyle geçirilen zamanın depresyon, anksiyete ve stres gibi ruhsal sorunları hafiflettiğini ortaya koydu.

Kanada’dan Belçika’ya kadar birçok ülkede doktorlar, hastalarına ilaç yerine müze ziyaretleri önerdi.

Müzeler, artık sadece kültür hazinesi olmaktan çıkıp modern tıbbın bir parçası haline geldi.

BİLİMSEL KANITLAR SANATIN YANINDA

Kanada’da Montreal Güzel Sanatlar Müzesi ile iş birliği yapan McGill Üniversitesi’nden nörolog Dr. Susan Magsamen, sanatın beyin üzerindeki etkilerini inceleyen bir araştırmaya öncülük etti.

Yayımlanan çalışmada, sanat eserlerine maruz kalan bireylerde stres hormonu kortizol seviyesinin %32 oranında azaldığı tespit edildi.

Dr. Magsamen, “Sanat, beynin ödül sistemini harekete geçiriyor ve dopamin salınımını artırarak mutluluk hissi sağlıyor. Bu, antidepresanların kimyasal etkisine benzer bir sonuç doğuruyor” dedi.

Benzer bir bulgu, İngiltere’de University College London tarafından yürütülen bir araştırmada da ortaya çıktı.

Psikolog Dr. Daisy Fancourt’un liderliğindeki ekip, haftada bir kez müze veya galeri ziyareti yapan bireylerin depresyon riskinin %14 azaldığını gözlemlendi.

Fancourt, “Sanat, zihni yeniden yapılandırıyor. Renkler, formlar ve hikayeler, duygusal iyileşmeyi tetikleyen bir katalizör gibi çalışıyor” diyerek sanatın terapötik gücünü vurguladı.

DOKTORLARDAN YENİ REÇETE: MÜZE ZİYARETİ

Bu bilimsel veriler, sağlık sistemlerinde devrim niteliğinde bir uygulamayı beraberinde getirdi.

Kanada’da başlayan “Müze Reçetesi” programı, doktorların hastalarına ücretsiz müze ziyareti yazmasına olanak tanıyor.

Montreal Güzel Sanatlar Müzesi’nde şimdiye kadar 10 binden fazla hasta, bu yöntemle tedavi sürecine destek aldı.

Programın mimarlarından Dr. Helene Boyer, “Hastalarımız, bir tablo karşısında geçirdikleri bir saatin ardından kendilerini daha huzurlu hissettiklerini söylüyor. Sanat, ilaçların ulaşamadığı bir duygusal derinliğe hitap ediyor” diye açıkladı.

Belçika’da ise Brüksel’deki psikiyatri klinikleri, 2024 itibarıyla hastalarına yerel müzeleri ziyaret etmelerini önerdi.

Brüksel’deki Bozar Sanat Merkezi, bu projede pilot bölge olarak seçildi.

Psikiyatrist Dr. Pieter Van der Linden, “Sanat, hastaların iç dünyasını ifade etmelerine olanak tanıyor. Özellikle travma sonrası stres bozukluğu yaşayanlar için bu yöntem umut verici” dedi.

UZMANLAR NE DİYOR?

Sanatın iyileştirici etkisi, yalnızca bilim insanlarının değil, sanat terapisi uzmanlarının da gündeminde.

ABD’de Johns Hopkins Üniversitesi’nden sanat terapisti Dr. Lisa Flook, “Sanat, bireylerin bilinçaltındaki duyguları yüzeye çıkarmasına yardımcı oluyor. Bir tabloya bakmak ya da bir heykeli incelemek, kişinin kendi hikayesini yeniden anlamlandırmasını sağlıyor” diyerek sanatın psikoterapideki rolüne dikkat çekti.

İngiltere’den nöropsikolog Dr. Oliver Sacks ise sanatın beyindeki nöral bağlantıları güçlendirdiğini savundu.

Vefat etmeden önce yazdığı makalelerde Sacks, “Müzik ve görsel sanatlar, beynin duygusal ve bilişsel alanlarını aynı anda uyardı. Bu, zihinsel rehabilitasyon için eşsiz bir araç” görüşünü paylaştı. Onun bu öngörüsü, bugün bilimsel çalışmalarla doğrulandı.

TÜRKİYE’DE SANAT VE SAĞLIK BULUŞABİLİR Mİ?

Türkiye’de henüz resmi bir “müze reçetesi” uygulaması olmasa da, uzmanlar bu fikre sıcak baktı.

Sanatın iyileştirici gücünü göz ardı edilemeyeceği bildirildi. Türkiye’de müzeler ve sanat galerileri, ruh sağlığı politikalarına entegre edilirse, toplumun genel refahına büyük katkı sağladı.

Özellikle pandemi sonrası artan kaygı bozukluklarına karşı sanatın etkili bir çözüm olabileceğini belirtildi.

SANATIN YENİ ROLÜ: İLAÇSIZ İYİLEŞME

Müzeler, artık sadece estetik bir deneyim sunmuyor; aynı zamanda modern dünyanın yaralarını saran birer şifa merkezi haline geldi.

Bir tablonun renkleri, bir heykelin dokusu ya da bir serginin atmosferi, milyonlarca insanın ruhsal dengesini bulmasına yardımcı oldu.

can tok